|
‘İnsan ölene kadar öğrencidir.’ öğlene kadar değil. Onun için öğrendiklerimizle yetinme hakkımız yoktur. Zaten kafatasının içindeki peltemsi lopu azıcık kullanabilen insan bunun farkına varabilmiş demektir. Beynini en iyi kullanabilmiş, bilinen en zeki insan varsayılan Einstein’ kapasitesi bile yüzde beş- yediler civarında. Hem dünyadaki bilinen bilgiler, hem beyin kapasitesi açısından hiçbir canlının artık tamam deme lüksü yoktur.Yukarıda yazdığımız görüşlerden dolayı değilmidir ki; askerlik görevi haricinde köyünden dışarı çıkmamış,ömrünü sığır veya davar güderek geçirmiş,ağacın tomruktan, hadi kalastan sonraki evresini görmemiş,yeşil ışıkta geçmek, kırmızıda durmak zorunda kalmamış,ilk mektepten sonra hiç kitap koklamamış,senet, çek imzalamaktan başka kalem kullanmamış,televizyon ve ultrason ekranından başkasını görmemiş, köyünden çıkıp herhangi bir şehirdeki otel ya da restoran mutfağına çırak olarak girip oradan da ayrılıp ya da emekli olup , ana dili denilen türkçeyi dahi öğrenememiş,dünyası soğanın cücüğü kadar küçük olan insanlardan bile, birşeyler öğeniyor insan. Beyin gücü ile çalışan insan, minicik bir elmas parçasını çıkarmak için dağları sac kevgirden geçiren insanlardan daha çok enerji harcar. İstediği miktar elması bulan işi bırakır. “Zengin olsam soğanın cücüğünü yerim.” diyen çobanın dünyası, hayalleri soğanın cücüğü kadar işte. Ne kadar küçük, ne kadar zavallı. Zorunlulukları ne kadar az.Hiç ölmeyecekmiş, hepsini kullanacakmış gibi bilgiyi Çin’de de olsa, düşmanda da olsa bulmak öğrenmek zorundayız.Bu yazımızı “Bildiklerimizi öğretmek, bilmediklerimizi öğrenmek görevimizdir.” diyerek bitirelim.
Copyright 2007. All Rights Reserved. |