DUYURULAR:

serhat3.gif

Üye Alanı

Online Üyeler

Üye Bağlı Değil

Google Arama

Google

Kimler Online

Şuanda 2 misafir bağlı
logo_asciokulu.jpg

Site İstatistik

Baslangiç tarihi: 07-07-2007
Bugün79
Dün1887
Bu Hafta3393
Bu Ay21848
Toplam551891
ÇOCUKLUĞUM PDF Yazdır E-posta
  
    Dün gibi hatırlıyorum, üç yaşında ayrıldığımız köyümüze her, yaz döner.  Bütün yaz kalırdık. Bu geliş, gidişlerde, köy yolumuzun,  anılarımda özel bir yeri vardır. Brandalı. Dökük,   eski, cip’le,  merkez’den köyümüze,  çamurlu olan yollardan, giderken, kasislerin, nasıl buğu buğu,  yâda uçağın hava boşluğuna düştüğü, zamanlardaki heyecanı gibi,   nasıl eğlenceli, oluşunu… Minik yüreğimin, babaannemi, dedemi, amcalarımı, yani tüm büyüklerimi görmek için, nasıl pır pır titrediğini insanın doğduğu yerlere, dönerken ki duygusunun ne güzel ve zevkli oluşunu, çok yaşadım.     Her büyüğümü kaybettiğimde de bu duyguların azaldığını, buruklaştığını. Çocuklar için kocaman ailelerin önemini çok iyi bilirim. Dünya onlarsız anlamını yitirdi, sanki.
Elektrik yoktu, telefonu hiç tanımıyorduk.
    Cumhuriyetin ilanından sonra, tekrar, köyüne geri, dönüp, yerleşen, babaannem, tam bir Osmanlı kadını idi. otoriter olduğu kadar da, güler yüzlü ve sevecen bir insandı. Saygıyı, edebi yerli yerinde gereğinde, kullanan, sekiz çocuğunu, büyütmek için türlü fedakârlıklar yapmış, harika bir insandı.
Saat on gibi benden harmana (kuşluk yemeği)çorba ve komposto(hoşaf) götürmemi isterdi, onu geri çevirmek mümkün olmazdı. Harmanda dövenin önüne oturur, hayvanların dışkılarına
   Çanak tutardık. Bu iş bize eğlenceli gelirdi. Çok da azar işitirdik, çünkü bazen, dalar, işimizi yapamaz, ekinlerin kirlenmesine sebep olurduk.
Orada çalışan bütün insanlar gibi annemin sıcaktan dudakları çatlar ve kanardı, akşamları dudaklarına, yoğurt, sürüp veya tütün kâğıdı, kapattığını, hatırlıyorum. Harman yerinde, en yakın ağaç altına konulmuş, çotra, bocut da denilen şerit şeklinde tahtalardan yapılmış, su kaplarından sık sık su içtiklerini hatırlıyorum. Çok ilginç bir kaptı onlar ve türlü şekilleri vardı. Sanırım suyu en iyi şekilde soğuk tuttuğu için tercih ediliyordu.
Elektrik olmadığı için, akşam olunca, önceleri çinkodan yapılmış, idare lambaları, sonra, şişeli lambalar, gemici lambaları ve son olarak da lüks çıkmıştı, herkesin lüks ü de yoktu.
Çarşıdan ekmek almak yoktu, herkes ekmeğini kendi yapardı. Şehirden gelenler beyaz ekmek getirdiklerinde, beyaz ekmekle esmer ekmeği katık ettiğimi hatırlar, gülerim bazen.
Hava karardığında, sanırım çekirge sesiydi onlar, ya da ağaç kurbağaları, büyük bir orkestra gibi, konsere başlayınca, yemeğimi bitiremeden, uyku meleklerine teslim olurdum.
    En çokta tuvaletlerden korkardım, birilerinin bana eşlik etmesi için, yalvarırdım adeta. Yüksek olan kocaman delik hep kâbusum olmuştur.
Bizler ana babalarımıza göre şanslıydık, yinede… Babam tahta bavulu ile at arabaları üzerinde yolculuk yaptığını anlatırdı hep, yeni çağadan at arabası veya yük kamyonlarının üzerinde gelebilirmiş, köyüne, o tahta bavulunun nasıl kapağının açılıp eşyalarının dağıldığını unutamaz, her yolculuğumuzda, valizlerimizi birde iple mutlaka sıkı sıkı bağlatırdı, yaşadığı,
 Sıkıntılar, ruhuna kazınmıştı sanki.
Sonra köyümüze elektrik geldi, amcamın sevinçten ampulleri, sevip, okşayıp işte buna elektrik derler, işte buna, medeniyet derler diye çocuklaştığını, hatırlarım Ve içim bir tuhaf olur..
   O çilekeş, fedakâr, asil insanlar teker tek er aileden ayrılıp, gerçek dünyalarına gittiler. Ölüm gidene değil, kalana acı verir. Bunu o zaman öğrenmiştim. Onları özlüyorum.
O bayramları, düğünleri, küçüklerin büyüklerine saygılarını, özlüyorum.
 Hiç sevmediğim bir türlü anlayamadığım bir söz gelir, aklıma,
Eski köye yeni adet getirmeyin.   Bu sözü oralarda çok duyardım, inanın hala da duyuyorum. Neden korkarlar insanlar yeniliklerden. Yenilik;,  faydalıysa,   iyiyse,   işlerimizi kolaylaştıracaksa.   Gelsin. Yeniliklere yürümeyen olduğu yerde kalır,    bir adım gelişemez. Dün at vardı, bugün araba, yarın kim bilir ne? Yeniliklere açık olmayanlar. Çölde kalır bence. Yeniliği istemeyenlere;  Şunu, sormak, lazım.; Arabaya bineceklerine, At besleyip ona binsinler. Yâda TV ve telefon kullanmasınlar.
    Torunlarımızla anlaşabilmemiz, uyum sağlayabilmemiz, hayata yabancılaşmamak için, daima yenilenmek, yenilikleri öğrenmek lazım. Çocuklardan da öğreneceğimiz çok şey var. Onlar beyinlerin yeni sürümleri gibi.
Gelişme, idraklerin açılmasıyla olur. İdrakler beyni çalıştırmakla.  istemekle. Tabii ki nasipse.  
Bunlar çok gerilerde kaldı.
Şimdi, Şoförsüz, otomatik arabalar, yapıldı, Proğlayıp, istediği adrese gidebilen, kim bilir daha ne yenilikler, gelecek, dünyaya, hiçbir şey yapamıyorsak, bile, bunları takip etmemiz, gençlerimizin yolunu açmamız lazım.
 Her ne kadarda, her yıl bozulan çukurları olsa da.  Belki şimdi kaldığım eşimin köyü, diğer köylere göre çok daha iyi durumda, Bazı köylere çalışmalar yapılmakta. Umarım, daha da güzelleşir. Gördüğüm kadarıyla, toprak, tarıma, çok elverişli değil, mutlaka yeni ekim, dikim için araştırmaların yapılması, uygun bitkilerin yetiştirilmesinin teşviki lazım. Gelir getirmeyen,
     Yerleşim yerleri, bizim gibi emekliliğin tadını çıkartmaya çalışan, yorgun insanlar için cazip olabilir. Havası, manzarası, doğallığı, kış manzaraları, çok güzel,
Gençler için, bu özellikler ancak tatil için geçerli,
Beypazarı, Safranbolu, gibi, ilçelerin, ne kadar, geliştiklerini, yerli ve yabancı, turist çektiklerini ve kazançlarını gördükçe, neden benim, Mengen iminde, böyle,  olmadığına, şaşırmıyor değilim, Mengen peyniri, çok lezzetli ve sevilen bir peynir türü,  bunun tanıtımı ve üretimi neden yapılmaz,  lokumumuz, baklavamız, gibi onunda,  başka ülkelere kaptırmaya, neden razı oluyoruz,   bunu anlayamıyorum.
     Aşçılık mesleğinin ocağı olan Mengen, çok güzel lokantaları, eğitim görmüş, şefleri ve garsonları ile turist çekmeyi başarabilirse.  Kapital sahibi insanlarımızın otel, pansiyon, gibi tesislerle, gözde bir dinlenme merkezi olabilir. Yâda doğaya zarar vermeyecek fabrikalar, işsizliğin önüne geçer. İnsanlar yıllardır adını yemekle birlikte andığı Mengen de aradığını bulamıyorlar. Yazın, festivaller, kışın geziler düzenlenebilir. Bunun içinse genç beyinler ve kapital sahibi insanlar gerekiyor.
Tabi’i ki devlet desteği de şart. Umarım bir gün hayallerimiz gerçekleşir, bütün bunlar olur.  Mengen göç vermekten kurtulur, çünkü hakikatten yazık oluyor, bunca güzelliğe,200 den fazla, yabani hayvanla dolu ormanlar, evlerimizin yanından geçen, tilki, sansar, domuz, gibi hayvanlarla, doğal bir parkta yaşamak, harika bir duygu, bunu ben, kışları İstanbul da yaşarken, baharı iple çeken, biri olarak söylüyorum.
Sonbaharda da, İstanbul’a döndüğüm gün, her tarafın ne kadar pis koktuğunu, ciğerlerimin tıkanacakmış gibi olduğunu fark ediyor. Üzülüyorum. Bu duyguları, bu güzellikleri hiç yaşamayan insanlar var, ilçemizin kıymetini bilelim ve gücü yetenlerin, bu güzelliklerin değerini bilmelerini, gençlerimize, torunlarımıza, bir şeyler yapabilmenin huzurunu yaşamalarını dileyelim. Mutlaka da ormanlarımızı koruyalım, korumayanları cezalandıralım. Ülkenin akciğerleri olan ormanlarımızın, ne kadar kıymetli olduğunu, bir ağacın kaç yılda yetiştiğini, fasulye sırığı, bahçe çiti için nasıl genç fidanların kesildiğini, yaş kesenin baş kestiğini, anlatalım.
      Gençlerimiz eğitim aldığı sürece, daha hızlı bir şekilde yeniliklere yelken açılacaktır,
Ufuklarımızın geniş olması dileği ile. Saygılar.
      18.1.2008 -.                                              eminnur acar.

 

Yorumlar (4)Add Comment
HAVA BOŞLUĞU YOKTUR!
yazar Recai SONKÜR, Ocak 23, 2008
Makalede "hava boşluğu" olarak nitelenen olay türbülanstır. Ani ve değişken hava akımlarının oluşturduğu ve hava araçlarında sert sarsıntılara neden olan düzensizliktir. Havada boşluk yoktur.
...
yazar acar, Ocak 23, 2008
uyarınız için teşekkürler.saygılar.
super
yazar emine, Ocak 28, 2008
sevgi nur ablacıgım, ellerine ve yuregine saglık...
bir yurek ancak bu kdar berrak duygu yuklu olur. yasadıklarını ve yasanmasını istedigi hayatı ancak bu kadar yalın bir dille anlatabilir...
saygılar.EMİNE KACAR..
sagol
yazar s. amasyalı güler, Mart 15, 2008
Sevgili Eminnur hanım yazınız bana çok şeyler hatırlattı. bundan çok seneler önce ne güzeldi herşey çocuklugumuzda degilmi? Hani o jipin.Sahibini hatırlarmısın,? rahmetli NİYAZİ TORAMAN sonra oglu AKGÜN TORAMAN bizleri taşırdı Türkbeyliden köyümüze.herkesin bir odası vardı degilmi senle ben camın kenarında oynardık.birde dünyalar tatlısı ŞEREF amcamız vardı ŞEREF GÜLER daima yüzü gğlen o can şeref amcamız köyümüzü bacamızı senelerce tüttüren bizleri hep gülen yüzüyle karşılayan ŞEREF GÜLER NUR İÇİNDE YATSINLAR.Bunlar gitti köyümüzde bitti.şimdi o köyümüz var uzakta bacası tütmeyen portat köpegimizin adıydı .yok oldu bacamızı tüttüren ŞEREF GÜLERLE beraber.YA DOSTLAR İŞTE O Kİ BAKKAL ŞEREF GÜLER ..Bizleri senelerce baba ocagında toplayan bizlerin anasızlıgımızı babasızlıgımızı hissettirmeyen ŞEREF GÜLER unutulmazsın unutulamazsın.çok şeyler yazılır ama yok olmaları çok zor NUR içinde yat. sende EMİNNUR hanım sagolki bu yazılarınla hatırladıgın vede kaleme aldıgın için teşekkür eder saglıklar dilerim. smilies/angry.gif smilies/angry.gif smilies/angry.gif smilies/angry.gif

Yorum Yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

Copyright 2007. All Rights Reserved.
busy
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
Design by Karizma Studio

Bütün hakları saklıdır, izinsiz kopya edilemez ve kullanılamaz! Copyright © 2006-2008  © mengeninsesi.com

Site Sahibi: Yurdaer ÖZTÜRK - FOTO ÖZTÜRK Tel 0 374 356 1134 © 2006