DUYURULAR:

serhat3.gif

Üye Alanı

Online Üyeler

Google Arama

Google

Kimler Online

Şuanda 2 misafir ve 1 üye bağlı
logo_asciokulu.jpg

Site İstatistik

Baslangiç tarihi: 07-07-2007
Bugün1020
Dün1164
Bu Hafta2167
Bu Ay8102
Toplam616286
STRES PDF Yazdır E-posta

    

   Aile bağları, görülmeye, yaşamaya değer yaşam hediyeleridir.Bu sene yaşadığım, hastane anılarımın arasında bu güzellikleri görebildiğim için mutluyum. Yaşadığımız her olay. Bize dersler vererek zenginleştiriyor, büyütüyor.

   Öğrenmemiz gereken ne çok güzellikler olduğunu fark ettiriyor.     Her üç, dört yılda bir vesile ile yolumuzun düştüğü, Koşu yolu, kardiyoloji bölümünde bu yılda kalmak zorundaydık.

   Hastaneye, yattığımız gecenin sabahı. Martı sesi,  bize kahkahalar la gülüyormuş gibiydi.

  Sanki Bize.  Size söyledim.

  Fazla yemeyin, sigara içmeyin, stres yapıp öfkelenmeyin, işte. Yine buradasınız. Diyordu!

  Haklıydı tabi’i ki. Hataları yaptığımız sürece, bedellerini de ödeyeceğimizi öğrenemezsek. Bu böyle sürüp gidecek sanırım.                                   

               GÜZELSİN

Her gün başka güzelliktesin

Yaptığım hataya,

Martı kahkahası ile

Cevap verensin.

Her oluşumunla,

Sorula cevap verensin.

Her an güzelsin.

Sonsuz güzelsin.

Uykuda geçen Zamana yazık.

 Bu güzel martı, beni çok duygulandırdı. Ve bu dizelerle ona cevap vermeye çalıştığımı, orada tanıştığım, hasta yakınları ile de paylaştım.

Paylaşımlar, hastanelerde çok daha samimi. 

Nefes alabildiğimiz sürece de dünyanın her bir yeri güzelleşebiliyor. Elbette görmek isteyenler için. Kırık ön patisini sürükleyen yavru kedi bile. Yiyecek bulduğunda mutluydu. Çünkü onun için yaşam devam ediyordu.

 Hele de yoğun bakımda hastaları olanlar. Günlerce bir defacık da olsa hastalarının yüzünü görebilmek için, banklarda, arabalarının içlerinde. Hatta parklarda yattıklarını,

Sabahleyin bahçeye çıktığımda görüyordum. Hiç de hallerinden şikâyetçi değillerdi.

İçeriden yapılacak anonstaydı kulakları. Çünkü her sabah ya kayıplar için ya da ihtiyaçlar için hasta yakınlarına çağırı yapılıyordu.

İhtiyaç için çağırılanlardaki sevinci görmek. Anlatılır gibi değildi.Hele bir aile vardı ki. Gerçekten ailenin ne kadar değerli ne denli sımsıkı bağ olduğunu gösteriyordu. Onlarla sohbet ettiğimde öğrendim ki.2,5 yıldır. Hapishanede yatan bir mahkûmun eşi ve iki de kızının mücadelesi bu aile bağının en uç noktasıydı.

Günlerce içeriden bir haber beklediler. Sonunda beklenen haber geldi. Dışarıda onu bekleyen ailesi olduğuna emin olan mahkûm, bir tost ve çay istemişti. Hepsi birdenPiyangoda büyük ikramiyenin çıkışına sevinen insanların coşkusunu yaşadılar.Tost yaptırıldı. Selamlarla gönderildi. Ve o üç kadın sonunda hastalarını görebilme, refakatçi kalabilme şansını elde ettiler.

 Daha da ötesi 16 yıl yatması gereken babalarının affı için bakanlıklara giderek. Hastalığı nedeniyle affı için müracaatlarını yaptılar. Sanırım da Muaffak oldular. İşte görülesi olması gereken aile bağlarının mucizesiydi bunlar.Bu onlar için hastalarının yaşayacağı ve belki. Görebilme umuduydu.     

Herkes aynı duygularla bahçelerdeydi. Umutla. Yoğun bakımın. Küçük pencerelerinin. Göz kırpmadan. Seyredilmesi. Dualarla. Onlara. Destek olunması. Gerektiğinde, Ana, baba, eş ve çocukları ihmal ederek, ihtiyacı olan yakına güç verebilme gayretleri, görülmeye, yaşanmaya değer görüntülerdi.      Acizliği yaşamak, en fazla sanırım kalple ilgili sorunların yaşandığı kardiyoloji bölümünde hasta yakınlarında olmalı! Her an kaybetme korkusu ile insanlar buralarda daha merhametli daha sevecen daha teslimiyette.Sanırım bu sebeplerden herkes birbirine saygılı davranmaya çalışıyor.Samimi dostluklar yapılabiliyor oralarda.    

Bitişik odalardaki hasta yakınları ile yapılan dostluklar, yardımlaşmalar, unutulur, gibi değil. Ailelere destek için yapılan ziyaretler, öyle önemli ki böyle zamanlarda. Orada kaldığım sürede. Pek çok hasta yakınıyla sohbet etme şansım oldu.    Böylece Her vesile ile söylediğim ve düşündüğüm gibi, nedenler genelde hep aynıydı. Yoğun bakıma yatan hastaların hemen hepsi… Büyük sıkıntı içinde, ya senedini ödeyemeyen esnaf, ya büyük acı yaşayan yaşlılar, ya çok asabi, stres içinde yaşayan kişiler. Ortak nokta. Bu.    İnsanlar burada öğreniyor sağlığın değerini sanırım.           

     ŞÜKÜR   

Dünyada hep gündüz olsaydı   

Ya da. Her şey. Beyaz.   

Herkes iyi, hep dişi   

Yâda düşünebilen beynin olmasaydı.    

Öyleyse hangi nimete     

Nankörsün bir düşün.   

Kaybedince anlar insan    

Nimetin değerini   

Kaybetmeden bilenler    

 Kamil kişi.    Sen şükür ü bilirsen   

 Gerisi gelir zaten.

Öfke, hırs, kin negatif elektrik yükler kişiye,Hem kendini, hem çevresini yakar.Umarım pek çok tecrübeye sebep olsa da. Bunları bir daha yaşamak zorunda kalmam. Güzel martıyı başka vesilelerle görmek isterim.Stresin, üzüntülerin, öfkenin hiçbir şeye çözüm olmadığını, aksine sağlığı yitirmeye neden olduğunu bilmek ve bunlarla başa çıkabilme yöntemlerini öğrenmek en akıllıca işlerden biri olmalı.  Sağlığımızın, ailelerimizin değerini bilmek dileği ile. 

     Sevgiler                                                                                                   
Yorumlar (1)Add Comment
tebrik ederim cok güzel bir yazi
yazar ÖzLeM, Kasım 09, 2008
tebrik ederim yaziniz cok anlamli ve hakikat.Stresli olmakla insan sadece kendine zarar verir. Olanlar sadece kendi sagligna olur. Ve biliyoruz ki saglik cogu seyden önemlidir. Bu yüzdende kendimizi yipratmaktan vazgecmeliyiz, hirsli, öfkeli olmaktan, kin tutmaktan, kücük seylere sinirlenip, üzülmekten vazgecmeliyiz. Ve kimsenin de bizi strese sokmasini izin vermemeliyiz.
Sizinde yazinizda bahsettiginiz gibi, bu gibi seyler hic bir seye cözüm degildir. sadece zarardir.

Yorum Yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

Copyright 2007. All Rights Reserved.
busy
 
< Önceki   Sonraki >
Design by Karizma Studio

Bütün hakları saklıdır, izinsiz kopya edilemez ve kullanılamaz! Copyright © 2006-2008  © mengeninsesi.com

Site Sahibi: Yurdaer ÖZTÜRK - FOTO ÖZTÜRK Tel 0 374 356 1134 © 2006